Yeni ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis AYGÜN

Kamu Duyuru kategorisine 6 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 249 defa okundu

ösym başkanı

Bilindiği üzere son Anayasal değişiklikler ile birlikte Cumhurbaşkanı’nın yetkileri genişletilmiştir. Buna ilişkin olarak da 3 numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlanmıştı.

Bahse konu Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararname’nin 2., 3. ve 7. maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanı Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında üst kademeli yöneticilerini atayabileceği hüküm altına alınmıştı.

06.09.2018 tarihli resmi gazetede yayınlanan 2018/161 sayılı karar ile 05.09.2018 tarihinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı’na Prof. Dr.  Halis AYGÜN atanmıştır.

Prof. Dr. Halis AYGÜN kimdir?

 1968 yılında Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya gelen Halis AYGÜN, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Fen Edebiyat Fakültesi’nin Matematik bölümünden mezun olduktan sonra 1992 yılında yüksek lisansını tamamladı. Sonrasında ise mezun olduğu üniversitenin Tapoloji Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak çalıştı. Ardından 1997 yılında da yurt dışında doktorasını tamamladı. 1998 yılında yardımcı doçent, 2008 yılında doçent ve son olarak da 2006 yılında frofesör unvanını almaya hak kazandı.

Devamını Oku

Beyaz Kod (1111) Şikayeti Nasıl Yapılır?

Hukuk kategorisine 6 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 666 defa okundu

beyaz-kod-1111-şiakayet

Bilindiği üzere gerek kamu gerekse özel hastanelerde hastane çalışanlarına yönelik artan suçların engellenmesi adına Sağlık Bakanlığı tarafından Beyaz Kod projesi başlatılmıştır.

Sağlık Bakanlığı beyaz kod uygulamasının çıkış noktası 2012 yılında yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’tir. Devamında yayınlanan 2013/2 ve 2016/3 sayılı Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nin hukuki yardım genelgeleri ile beyaz kod sistemi şekillenmiştir.

Mevzuatlar çerçevesinde beyaz kod sistemine değinecek olursak;

Beyaz Kod Nedir?

Beyaz kod; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç (hakaret, tehdit, kasten yaralama, mala zarar verme vs.) olarak sayılmış haksız fillerin hastane çalışanlarına karşı işlenmesi halinde; olayın mağduru hastane çalışanının haklarını araması, olayın şüphelisinin ise cezalandırılması adına gerekli işlemlerin Sağlık Bakanlığı nezdinde yürütülmesidir.

Beyaz Kod Başvurusu Nasıl Yapılır?

Haksız fiille karşı karşıya kalan hastane çalışanı 113 numaralı telefon hattı üzerinden veya Sağlık Bakanlığı’nın beyaz kod için hazırlamış olduğu www.beyazkod2.saglik.gov.tr internet sitesi üzerinden veyahut da görevli olduğu hastanede çalışan hakları ve güvenliği biriminden destek alarak başvuru yaptırabilmektedir.

Beyaz Kod Sistemi Kimleri Kapsamaktadır?

İster kamu isterse özel hastane olsun herhangi bir ayrım yapılmaksızın hastanede görevli olan doktor, hemşire, özel güvenlik görevlisi, hizmetli vs. tamamı haksız bir fiile maruz kaldıklarında beyaz kod verebilirler.

Beyaz Kod Sisteminde Hukuki Yardımın Kapsamı Nedir?

Sağlık Bakanlığı tarafından haksız fiil olayı takip ettirilir ve her ildeki bakanlığa bağlı il müdürlüklerindeki avukatlar aracılığı ile ceza dosyalarının takibi sağlanırken hastane çalışanından herhangi bir ücret talep edilmez.

Ancak yasal mevzuatlar çerçevesinde özel veya kamu hastaneleri ile doktor/hemşire veya hizmetli/sekreter gibi ayrımlara gidilmeden hastanede görevli tüm çalışanlar beyaz kod mağduru olabiliyorken hukuki yardımdan bazı kişiler yararlanabilmekte bazı kişiler ise yararlanamamaktadır. Buna göre;

  • Beyaz Kod Hukuki Yardımdan Yararlananlar: Kadrolu personeller, 663 sayılı KHK’nın eki 2 sayılı cetvelde belirtilen pozisyonlarda istihdam edilen sözleşmeli personeller, 657 sayılı Yasa’nın 4/B maddesine göre istihdam edilen personeller, 657 sayılı Yasa’nın 86. maddesine göre açıktan vekil olarak atanan personeller, 4924 sayılı Yasa uyarınca görev yapan sözleşmeli personeller, Aile Hekimliği Kanunu kapsamında görev yapanlar, 3359 sayılı Yasa’nın ek 1. maddesine göre sözleşmeli çalışan eğitim görevlileri, 3359 sayılı Yasa’nın ek 9. maddesine göre üniversiteler ile birlikte kullanımdaki Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları’na ait kurum ve kuruluşlarda göre yapan üniversite personeli ile Kadro ve pozisyonları diğer kamu kurum ve kuruluşlarında olup, Bakanlık ve Bağlı Kuruluşları’nda görevlendirilen personeller.
  • Beyaz Kod Hukuki Yardımdan Yararlanamayanlar: Hizmet satın alma yoluyla çalıştırılanlar ile stajyer ve intörnler.

Beyaz Kod Sisteminin Avantajları Nelerdir?

  • İfade alınmasındaki kolaylık; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 15. maddesindeki düzenlemeye göre haksız fiile maruz kalmış kişi yani mağdur ile olayın görgü tanığı talep etmeleri halinde ikamet adresleri ile işyerinde de ifade verebilmektedirler. Beyaz kod mağduru veya tanığı böylelikle işyerleri olan hastanelerde de ifadelerini verebilirler.
  • Kamu hukukunun devreye girmesi; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında özel veya kamu hastanelerinde çalışan sağlık çalışanları kamu görevlisi olarak sayılmaktadır. Bu bağlamda da yargılama sonunda olayın sanığına (haksız fiili gerçekleştiren) verilecek olan ceza kanundaki sınırlar çerçevesinde artırılarak verilir ayrıca olayın mağduru şikayetinden vazgeçse dahi kamu hukuku çerçevesinde de şayet cezalandırılamaya yeter delillerin bulunması halinde sanık yine de cezalandırılır.
  • Kasten yaralamalarda tutuklama sebebi sayılması; 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 100. maddesinde tutuklama nedeni varsayılan katalog suçlar düzenlenmiş olup sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli sağlık çalışanlarına yönelik görevleriyle bağlantılı olarak kasten yaralama suçunun işlenmesi halinde konunun önemi ile de doğru orantılı olarak şüphelinin tutuklanması öngörülmektedir.

Beyaz Kod Sisteminin Uygulamasında Nasıl Bir Yol İzlenmelidir?

Öncelikle hastane çalışanı olarak Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak sayılmış haksız bir fiile maruz kalıyor isek beyaz kod uygulamasını devreye sokmalıyız. Görevli olduğumuz hastanedeki çalışan hakları ve güvenliği birimine bilgi vererek olay yerine varsa özel güvenlik görevlilerinin intikali sağlatılmalı ayrıca da genel kolluktan sayılan polis veya jandarmaya da ihbarda bulunulmalıdır. Genel kolluğun olaya müdahalesinde henüz şüpheli olay yerinde yani hastanede ise göz altına alınarak gerekli işlemler hızlı bir şekilde başlatılması sağlanmalıdır. Olayın mağduru ve varsa da tanığı talep etmesi halinde kanunen işyerinde ifade verebileceği düzenlendiği için hastanede ilk ifadeler verilmelidir. Hastane ilgili birimi tarafından verilen olay tutanağı olayın mağduru tarafından doldurulmalıdır. Olay tutanağında başınızdan geçen olay kısa, açık bir dille kaleme alınmalıdır. Hastane birimi tarafından verilen diğer belgelerde düzenlendikten sonra, hastane idaresi tarafından tüm belgeler Sağlık Bakanlığı’na sistem üzerinden ve adliyeye gönderilmektedir. Böylelikle Sağlık Bakanlığı’nın bu olaydan bilgi sahibi olmakla birlikte şüphelinin cezalandırılması için gerekli adli süreç de başlatılmış olmaktadır.

Devamını Oku

Özel Güvenlik Görevlilerinin Yetkileri Nelerdir?

Hukuk kategorisine 6 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 1.231 defa okundu

özel güvenlik görevlisi yetkileri

 

5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 9. ve 12. maddeleri uyarınca bir özel güvenlik görevlisi ancak ve ancak görev alanı, görev süresi ve kimlik kartının yakasında takılı olduğu durumlarda mevzuattan doğan yetkilerini kullanabilir.

Özel güvenlik görevlilerinin mevzuattan doğan yetkileri ise yine Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 7. ve 8. maddelerinde düzenlenmiştir.

Peki özel güvenlik görevlilerinin yetkileri nelerdir?

Kimlik Sorma Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri toplantı, konser, spor müsabakası, sahne gösterileri ve benzeri etkinlikler ile cenaze ve düğün törenlerinde ayrıca hava meydanı liman, gar, istasyon ve terminal gibi toplu ulaşım tesislerindekimlik sorma yetkisine sahiptirler. Bu yerler ve etkinlikler dışında kimlik sorma kanunda düzenlenmemiştir.

Her ne kadar kanunda durdurma yetkisinden bahsetmemiş olsa da esasında kimlik sorma yetkisi durdurma yetkisini de içerisinde barındırır. Zira kimlik sorma işleminden önce özel güvenlik görevlisi öncelikle kimliğini sorduğu kişiyi durdurmaktadır.

Özel güvenlik görevlisi kanunen kimlik sorar. Bu yetkisi kimlik tespiti yetkisi ile karıştırmamak gerekmektedir. Zira iki yetki birbirinden çok farklıdır. Kimlik sormada sadece kimlik kısaca kontrol edilirken, kimlik tespitinde kişinin kimlik bilgileri kontrol edilmek üzere emniyet müdürlüğü gibi birimlerle paylaşılır hal böyle olunca kimlik tespitinin polis ve jandarma personellerince yapılabildiğini belirtmemizde bir sakınca bulunmamaktadır.

Kimlik sorma yetkisinde aslolan rızadır. Kimliği sorulan kişi, kendi rızası ile kimliğini göstermekten imtina ediyor ise ısrar edilmemesi gerekmektedir. Ancak kişinin bu tutumu karşısında da özel güvenlik görevlisinin durumu kendisine bildirerek kimliği sorulan kişiyi görev yaptığı yere almama hakkı vardır.

Özel güvenlik görevlisi kendi kanunu olan 5188 sayılı kanun sayesinde kimlik sorma yetkisine sahip olup, kanuni düzenlemeye göre de bu yetki doğrudan doğruya özel güvenlik görevlisine verilmiştir, dolayısı ile bu yetkinin kullanılması için hâkimden, savcıdan, genel kolluktan ve herhangi birinden izin alınmasına gerek yoktur.

Arama Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri korudukları alanlarda girmek isteyenleri ve görev alanlarında hakkına yakalama veya mahkûmiyet kararı olan kişileri arama yetkisine sahiptirler.

Özel güvenlik görevlisi arama yetkisini kullanırken kanunda da belirtildiği gibi arama işlemini teknik araç gereçlerle yapması gerekmektedir yani eli ile herhangi bir arama yapamaz. Yaptığı takdirde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç işlemiş sayılmaktadır. Ancak bu durumun da istisnai halleri bulunmaktadır. Şöyle ki; suçüstü halinde yakalamış olduğu bir kişi üzerinde bulunan suça konu eşyaların tespiti için ve kişi kendi vücut bütünlüğüne zarar veriyor ise bu kişi üzerinde bulunan kesici ve delici aletlerden arındırmak için kabaca üst araması yapabilir.

Arama yetkisi de rızaya dayalı olup kişi, aranma yetkisine itiraz ediyorsa ısrar edilmemeli ancak görev yapılan alana girişi engellenmeli ve bu durum uygun bir dille kendisine anlatılmalıdır.

Arama yetkisi yine 5188 sayılı yasa ile bir yetki olarak verildiği için özel güvenlik görevlisinin arama yetkisinden önce herhangi bir kişi veya makamdan izin almasına gerek yoktur.

Ayrıca arama yetkisi kullanılırken cinsiyet ayrımına dikkat edilmesi beklenen bir durumdur. Bu bağlamda kadınların araması kadın özel güvenlik görevlisi, erkeklerin araması ise erkek özel güvenlik görevlileri tarafından yapılmalıdır.

Emanete Alma ve El Koyma Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri sahibi tarafından bırakılmış yani terk edilmiş veya unutulmuş eşyaları emanete aldıkları gibi arama esnasından suç eşyası sayılan, suçta kullanılarak delil olarak sayılan ve suç sayılmasa bile tehlike yaratılabilecek eşyaları emanete alma yetkisine sahiptir.

El koyma ile ifade etmek istediğimiz; suçta kullanılıp delil niteliğinde olan veyahut da müsadere (karar ile devlet malı haline gelme) edilmesi gereken bir malın, kamunun vermiş olduğu güç ve otorite ile kişinin tasarruf yetkisinin rızasına bakılmaksızın ortadan kaldırılmasıdır.

Burada özel güvenlik görevlileri bakımından dikkat edilmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan ilki emanete alınan veya el konulan eşyaların bir tutanak ile sabit hale getirilmesidir. Özel güvenlik görevlileri emanete aldıkları ve el koydukları eşyaların içeriğini, özelliklerini açıkça belirten bir durum tespiti raporu şeklinde tutanak tanzim ederek en az iki kişi tarafından imza altına almaları gerekmektedir. İkincisi ise arama esnasından suç eşyası sayılan, suçta kullanılarak delil olarak sayılan ve suç sayılmasa bile tehlike yaratılabilecek eşya emanete alınacaksa muhakkak genel kolluk kuvvetlerine bildirimde bulunma zorunluluğu vardır.

İşyeri ve Konuta Girme Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri doğal afet (yangın, deprem, sel vb.) hallerinde ve imdat istenmesi halinde yakasında kimlik kartının takılı olduğu ve görev süresince görev alanında bulunan işyeri ve konutlara girme yetkisine sahiptir.

Bu yetkinin kullanılmasında iki şartın varlığı aynı anda istenmiştir. Birincisi yangın, deprem ve sel gibi tabi afet olayları diğeri ise imdat çağrısıdır. Daha açık ifade edebilmek adına herhangi bir tabi afet olmaksızın imdat çağrısı alınsa bile işyeri ve konuta girilemez. Girildiği ve şikâyete konu edildiği takdirde özel güvenlik görevlisinin Türk Ceza Kanununda yer bulmuş konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlediği ortaya çıkacaktır.

Yakalama Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri suçüstü halinde şüphelileri, görev alanı içerisinde olup da haklarında yakalama veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri, kendi vücut bütünlüğü ile sağlığına tehlikeye atan kişileri ve son olarak da olay yeri ile delilleri korumak amacıyla bunlara zarar vermeye çalışan kişileri yakalama yetkisine sahiptir.

Yakalamanın ne anlama geldiği ise Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinde açıklanmış olmakla kısaca; hâkim kararına ihtiyaç duyulmaksızın kişinin özgürlüğünün geçici bir süre ve herkes tarafından engellenmesi denilebilir.

Yakalama yetkisinde suç işlememek adına bilmemiz gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Şöyle ki; haklarında yakalama ve mahkûmiyet kararı bulunan kişileri bir özel güvenlik görevlisi sadece ve sadece görev alanında yakalayabilir. Burada görev alanının genişlediği istisnai hükümler maalesef uygulanmamaktadır. Yani daha öncesinde hakkında bir yakalama kararı veya mahkûmiyet kararı bulunan kişi görev alanı dışına çıktığında özel güvenlik görevlisi tarafından yakalanamaz. Ayrıca kendisinden şüphelenerek yakalanan kişinin üzerindeki suç şüphesi kalktıktan sonra derhal genel kolluğa haber vermek şartıyla kişinin serbest bırakılması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse; bir kişinin alış veriş merkezinden bir şey çaldığını yani hırsızlık yaptığını düşünerek yakaladıktan sonra yapılacak olan aramadan sonra hırsızlığa konu herhangi bir eşya veya delile rastlanılmazsa artık suç şüphesi kalkacağı için kolluğa haber vererek kişinin serbest bırakılması gerekmektedir.Aksi durumda Türk Ceza Kanunda sayılan kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçu işlenmiş olur ki cezai müeyyide olarak da 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını öngören bir suçtur dolayısı ile çok dikkatli olunması gerekmektedir.

Yine yakalama yetkisinde diğer kanunlarda açıkça belirtildiği için dikkat edilmesi gereken başkaca kurallar da bulunmaktadır. Örneğin; 18 yaşından küçükler kanunen çocuk sayıldığı için bunlara kelepçe takılamaz. Bir başka örnek ise; suç işlediği esnada henüz 12 yaşını doldurmamış olanlar ile yine 15 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizler suç işlediği gerekçesi ile yakalanamaz ancak koruma altına alınır. Son olarak; görev alanında yaşı küçüklere, beden ya da akıl rahatsızlığı olanlara veya kendisini koruyamayacak olanlara karşı suç işlenmesi halinde az önce saymış olduğumuz mağdurların şikâyeti olmaksızın şüphelinin yakalanması gerekmektedir.

Zor Kullanma Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri Türk Medeni Kanunu’nun 981. maddesine, Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine, Türk Ceza Kanunu’nun 24. ve 25. maddelerine göre zor kullanma yetkilerine sahiptirler.

Konunun daha iyi anlaşılır olması için zor kullanmanın ne olduğuna değinmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz. Zor kullanma; yasa tarafından verilen yetkilerin kullanıldığı esnada yine yasaların belirlediği şartlarda maddi ve manevi güç kullanarak verdiğimiz zorunlu tepkidir.

  • Türk Medeni Kanunu 981. maddesinde zilyetin korunması düzenlenmiştir.

Zilyedin korunması; yani bir eşyayı fiilen elinde bulunduran kişinin elindeki eşyasına, herhangi bir saldırı olduğu takdirde bu eşyayı koruyabilmek adına yasalarda belirlenen şartlar dâhilinde güç kullanılması halinde kanun tarafından korunmuş olunur.

Zilyeti koruyan kişinin verecek olduğu zararlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmaz.

  • Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi meşru müdafaa hali, zaruret hali ve kendi hakkını korumak için kuvvet kullanımı düzenlenmiştir.

Meşru müdafaa; Bir kimsenin şahsınaya da üçüncü bir şahsa karşı yapılan saldırıyı bertaraf etmek adına gösterilen zorunlu tepkidir.

Zaruret hali; Bir kimsenin şahsına veya mal varlığına ya da üçüncü bir şahsın kendisine veya mal varlığına doğru yönelmiş olan saldırıdan kurtulmak için konu ile ilgisi olmayan başka bir kişinin malına zarar verilmesi durumudur.

Kendi hakkını korumak için kuvvet kullanımı; Bir hukuki ihtilafın çözümünde esasen devletin görevli olmasına rağmen ve bu devlet organının zamanında olaya müdahale edemeyeceği durumlarda kişi, mevcut hakkını korumak adına konu ile ilgisi olmayan başka bir kişinin malına zarar vermesi durumunu ifade etmektedir.

Meşru müdafaa hali, zaruret hali ve kendi hakkını korumak için kuvvet kullanımında yasalarda belirtilen şartlara da uyulmak suretiyle sergilenmiş olan güç kullanımı sonunda doğacak olan maddi zararlardan sorumlu olmamayı düzenlemiştir.

  • Türk Ceza Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri doğrultusunda kanun hükmünü icra, yetkili merciin emri, meşru müdafaa ve zaruret hali düzenlenmiştir.

Kanun hükmünü icra; Kanunda yapması emredilmiş olan emirleri yerine getiren devlet görevlisinin ceza sorumluluğunun olmadığını ifade etmektedir.

Yetkili merciin emrini ifa; Yetkili mercii hukuka aykırı bir emir vermesi halinde bu emir doğrudan yerine getirilmez bahse konu emir ancak yazı ile verilmesi halinde bu emir yerine getirilir. İleride doğacak sorunlarda ise emri uygulayan kişi de yazılı belge olduğu için herhangi bir ceza almaz, ceza alınacaksa da emri veren kişi ceza alır. Yetkili mercii konusu doğrudan suç olan bir emir vermesi halinde bu emir ister sözlü ister tekrarlanarak yazılı verilsin kesinlikle yerine getirilmez. İleride doğacak olan sorunlarda hem emri veren hem de emri uygulayan ayrı ayrı cezalandırılır.

Meşru müdafaa; Bir kimsenin şahsınaya da üçüncü bir şahsa karşı yapılan saldırıyı bertaraf etmek adına gösterilen zorunlu tepkidir.

Zaruret hali; Bir kimsenin şahsına veya mal varlığına ya da üçüncü bir şahsın kendisine veya mal varlığına doğru yönelmiş olan saldırıdan kurtulmak için konu ile ilgisi olmayan başka bir kişinin malına zarar verilmesi durumudur.

Kanun hükmünü icra, yetkili merciin emri, meşru müdafaa ve zaruret hali durumlarında yasanın şartlarını yerine getiren kişinin herhangi bir cezai sorumlulukları bulunmaz.

Silah Bulundurma ve Taşıma Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu’nda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde silahlarını kullanabilirler. Silah kullanma zor kullanma yetkisinin en ağır aşaması olduğu için yasada silah kullanma son çare olarak belirtilmiştir. Bu sebeple de öldürmek kastı ile değil de yaralama kastı ile hareket etmekte fayda vardır.

Suça El Koyma ve Delilleri Muhafaza Yetkisi

Özel güvenlik görevlileri görev alanında meydana gelen bir suçtan sonra derhal kolluğa bilgi vermeleri gerekmektedir. Suç oluştuktan sonra ortaya çıkan bu yetki de şüphelinin yakalanmasından tutun da suça konu eşyaların koruma altına alınarak genel kolluğa teslimini hatta ve hatta kolluğun talep etmesi ile birlikte kolluk görevlilerine yardımcı olmayı da kapsayan geniş çaplı bir yetkidir. Ancak hemen belirtelim ki delilleri muhafaza ile anlatılmak istenen suça konu delilin bulunduğu yerden alınarak emin bir yere konulması değildir, bu iş kolluğun işidir, özel güvenlik görevlileri suça konu delilleri tespit eder, koruma altına alır ve kolluk geldiğinde bu delilin yerini gösterir.

Devamını Oku

Özel Güvenlik Görevlilerinin Görev ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hukuk kategorisine 6 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 847 defa okundu

Özel Güvenlik Hakları

Özel güvenlik görevlileri; en basit ve anlaşılır haliyle görev alanlarında ve görev süreleri içerisinde korudukları veya güvenliklerini sağladıkları alanlarda gerçek veya tüzel kişileri korumakla görevli kişilere denilmektedir. Bu koruma bazen can güvenliğine yönelik bazen ise mal varlığına yönelik olabileceği gibi bazen de hem mal varlığına hem de can güvenliğine yönelik olabilmektedir.

Doğal olarak özel güvenlik görevlileri can güvenliğine yönelik bazen ise mal varlığına yönelik koruma hizmetlerini sunduğu esnada bir takım yasal düzenlemelerden yararlanmaktadır. Yani özel güvenlik görevlileri görevlerini bu düzenlemelerde açıkça belirtilmiş olan usuller çerçevesinde yapar. Aksi halde hem idari hem de cezai yaptırımlarla karşı karşıya gelebilecekleri ortadadır.

Özel güvenlik görevlilerinin tabii oldukları yasal düzenlemelere örnek vermek gerekirse; 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun en başta gelenleridir.

Özel güvenlik görevlilerinin tabii oldukları mevzuatlar da belirtildiğine göre bu defa özel güvenlik görevlilerinin görevlerinin neler olduğuna kısa bir şekilde değinmekte fayda bulunmaktadır.

5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik çerçevesinde özel güvenlik görevlilerinin temel görevi; korudukları veya güvenliklerini sağladıkları alanlara veya kişilere karşı yapılacak olan saldırılarda caydırıcılık (önleyicilik) sağlamaktır. Yani saldırganı henüz haksız eylemine başlamadan önce suçtan vazgeçirmektir. Örnek vermek gerekirse bir alış veriş merkezine veya burada bulunan bir kişiye zarar vermek isteyen saldırgan, özel güvenlik görevlisinin oradaki varlığını hissetmesi ile birlikte eyleminden psikolojik olarak vazgeçmektedir. Şayet tüm tedbirlere rağmen caydırıcılık işe yaramadı ise bu defa bir özel güvenlik görevlisinin görevleri, şüpheliyi yakalamak, genel kolluk dediğimiz emniyet veya jandarmaya bilgi vermek, suça konu delilleri muhafaza altına almak ve nihayetinde kolluğun olay yerine intikal etmesi ile birlikte kolluğa yardımcı olmak sıralanabilir.

Bu anlatımlardan sonra bir de birbirine çok yakın ve iç içe geçmiş bir kavram olan özel güvenlik görevlilerinin yükümlülüklerini tek tek belirtmekte fayda bulunmaktadır.

ÖZEL GÜVENLİK: YETKİSİ NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER?

  • İhbar Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri görev alanları, görev süreleri içerisinde görevleriyle bağlantılı olarak bir suç işlendiğini öğrendikleri andan itibaren vakit kaybetmeksizin genel kolluğa bilgi vermeleri gerekmektedir. Aksi durumda 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 21. maddesinde belirtilen idari suçlardan olan bildirim yükümlülüğü yerine getirmeme suçunu işler ve sonuç olarak da 1 yıl boyunca özel güvenlik alanında çalışamaz.

  • Kolluğun Emrini Yerine Getirme Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri görev alanları itibariyle birlikte çalışmış oldukları genel kolluk amirinin emirlerini (hukuka uygun olup olmadığı veya konusunun suç teşkil edip etmediğinin değerlendirmesini yapmak suretiyle) yerine getirmek durumundadır. Aksi durumda 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 21. maddesinde belirtilen idari suçlardan olan emre itaatsizlik suçunu işler ve sonuç olarak da 1 yıl boyunca özel güvenlik alanında çalışamaz.

  • Olay Yerinin Korunması Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri görev alanlarında meydana gelen suçtan sonra artık adli yetkilerini kullanmaya başlarlar. Bunun neticesinde de ceza yargılamasında büyük öneme sahip olan olay yeri ve delillerin bozulmasını veya kaybolmasını engelleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü kullanabilmesi için de özel güvenlik görevlisine Ceza Muhakemesi Kanunu 168. madde kapsamında ayrıca yakalama yetkisi verilmiştir.

  • Kimlik Kartını Başkasına Kullandırmama Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri temel eğitimin sonrasında yapılan özel güvenlik sınavında başarılı olmalarının ardından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının da olumlu neticelenmesi ile birlikte özel güvenlik kimlik kartı almaya hak kazanırlar. Bu kimlik kartının başkasına kullandırılması idari yasaklar arasında sayılmakta olup aksini yapan özel güvenlik görevlisi 3.000,00 TL. idari para cezasına çarptırılır, kimlik kartı iptal edilerek bir daha özel güvenlik alanında çalışamaz hale gelir.

  • Greve Katılmama Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri esasında Anayasal bir hak olan grev hakkına sahip değillerdir. Kanunen özel güvenlik görevlilerinin greve katılmaları yasaklanmıştır. Aksi durumda özel güvenlik görevlisine 6 ay süre ile hak mahrumiyeti getirilerek bu süre içerisinde özel güvenlik alanında çalışması engellenmektedir.

  • Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine Katılmama Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri yine Anayasal hakları olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, görevleri dışında ve üniformalarıyla birlikte katılmaları yasaklanmıştır. Aksi durumda ise kimlik kartı iptal edilerek özel güvenlik alanında bir daha çalışamayacak şekilde cezalandırılmaktadır.

  • Kolluğa Direnmeme Yükümlülüğü

Özel güvenlik görevlileri görev alanında birlikte çalıştıkları kolluğa karşı görevinin yapmasını engelleyecek şekilde direnç göstermemeli, onlara karşı cebir uygulamamalı ve onları tehdit etmemelidir. Özel güvenlik, kolluğun tamamlayıcı unsuru olduğu için birlikte hareket etmeleri ve birbirlerine yardımcı olmaları amaç edinmiştir. Aksi durumda da kimlik kartı iptal edilerek özel güvenlik alanında bir daha çalışamayacak şekilde cezalandırılmaktadır.

Devamını Oku

Özel Güvenlik Görevlilerinin Hakları Nelerdir?

Hukuk kategorisine 6 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 1.012 defa okundu

Özel Güvenlik Hakları

Bilindiği üzere ilk defa 1981 yılında çıkartılan 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun sayesinde özel güvenlik diye bir kavram ortaya çıkmış peşi sıra da şirketler, özel eğitim kurumları, alarm izleme merkezleri kurulmaya başlanmıştır. Doğal olarak da bu alanlarda çalışabilecek özel güvenlik görevlilerine ihtiyaç duyulmuştur.

Özel güvenlik görevlilerinin de bu alanda aktif olarak çalışmaya başlamasının ardından her iş ilişkisinde olduğu gibi bir takım hak ve sorumluluklar da gündeme gelmiştir. Bahsedecek olduğumuz hak ve sorumluluklar, özel güvenlik alanına özgü çıkartılmış olan 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da düzenlenmiştir. Şöyle ki;

  • 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun ceza uygulamasını düzenleyen 23. maddesi;

“Özel güvenlik görevlileri, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenler kamu görevlisine karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.”

hükmü ile özel güvenlik görevlilerinin memur sıfatı hakkını düzenlenmiştir.

Kanunun, bahse konu amir hükmünden çıkarmış olduğumuz sonuç şudur: Özel güvenlik görevlileri görev alanı, görev süresi ve kimlik kartları yakalarında takılı olduğu esnada görevleriyle bağlantılı olarak bir olayla karşı karşıya kaldıklarında şayet olayın mağduru (hakarete uğrayan, tehdit edilen, yaralanan vs.) iseler karşısındaki kişi bir devlet memuruna karşı suç işlemiş gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır. Şayet olayın şüphelisi (hakaret eden, tehdit eden veya yaralayan vs.) iseler o özel güvenlik görevlileri devlet memuru gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır. Zira suçlar ve suçlara karşılık gelen cezaların düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda da devlet memuru statüsü nitelikli hal olarak gözükmekte ve adi olaydan biraz daha farklı olarak daha fazla cezayı öngörmektedir. Ayrıca her ne kadar kanunda açıkça yazılmış olmasına rağmen özel güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olayların göreviyle bağlantılı olması gerektiğini vurgulamak gerekmektedir. Bir başka anlatım özel güvenlik kişisel husumet nedeniyle bir sorunla karşılaşıyor ise burada devlet memuru sıfatı bulunmadığı için tayin edilecek cezalarda nitelikli hal değerlendirilmeyecektir.

  • 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun tazminatı düzenleyen 15. maddesi;

“Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, engelli hâle gelen özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlisinin kanuni mirasçılarına, iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde tazminat ödenir. Ancak, genel hükümlere göre daha yüksek miktarda tazminat ödenmesine mahkemelerce hükmedilmesi halinde, iş sözleşmesine veya toplu iş sözleşmesine dayanılarak ödenen tutarlar mahsup edilir. Birinci fıkra hükümleri gereğince ödenecek tazminat, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ödenmesi gerekecek diğer tazminatlarla ilişkilendirilmez. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, engelli hâle gelen özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlilerinin kanuni mirasçılarına; iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinde belirtilen tazminat miktarlarından hangisi yüksek ise o miktar ödenir.”

hükmü ile özel güvenlik görevlilerinin tazminat veya aylık bağlanması hakkı düzenlenmiştir.

Kanunun, bahse konu amir hükmünden çıkarmış olduğumuz sonuç şudur: Özel güvenlik görevlilerinin görev alanı, görev süresi ve kimlik kartları yakalarında takılı olduğu esnada görevleriyle bağlantılı olarak yaralanma ve vefat hallerinde maddi anlamda bir güvenceleri vardır. Ancak burada da tıpkı memuriyet hakkında olduğu bir takım şartların birlikte olması istenmiştir. Bu şartlar ise yetki sınırı (görev alanı, görev süresi, kimlik kartının takılı olması) ve görevle bağlantılılıktır. Bu şartlardan herhangi birisi eksik olduğu takdirde tazminat ya da aylık bağlanmamaktadır. Belirtmemiz gereken diğer önemli ayrıntı ise tazminat hesabının nasıl yapılacağıdır. Kanunun ilgili maddesi bu hususu da düzenlemiştir. Burada kıyaslama yolu ile en yüksek tazminatın ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. İşçi-işveren ilişkisi düşünüldüğünde taraflar arasında bir iş sözleşmesi vardır ve bu sözleşmede de işçinin aylık ücreti yazılıdır. Yine aynı işyerinde şayet toplu iş sözleşmesi hükümleri uygulanıyor ise yine bu toplu iş sözleşmesinde ücret bulunmaktadır. Son olarak bir de kamu kurumları için geçerli olan 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’da belirtilen ayrık düzenlemeler ile birlikte ücrete ulaşılabilir. Yargılama esnasında işçinin ücretinin bulunduğu iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi ve 2330 sayılı yasaya göre tespit edilecek ücretlerden yola çıkılarak bir hesaplama yapılır. Sonuç itibariyle hangi hesaplamada en yüksek tazminat miktarına ulaşıldı ise o tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

  • Mülga 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun’un maddesi;

“Özel güvenlik teşkilatı personeli, sendika, dernek ve siyasi partilere üye olamazlar. Bu yasağa uymayanların görevlerine ilgili kuruluşça son verilir.”

şeklinde düzenlenmiş olmasına rağmen 2004 yılında yürürlüğe giren ve şuan güncel olan 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da dernek, sendika ve siyasi parti üyeliği yasaklanmamıştır.

Dernek, sendika ve siyasi parti üyeliği Anayasal bir hak olup normlar hiyerarşisi kapsamında yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağı bilinen bir gerçektir. Eski özel güvenlik yasasının bu düzenlemesi Anayasa’ya aykırı olduğu için sonradan çıkarılan 5188 sayılı yasada böyle bir yasakçı madde düzenlenmemiştir. Dolayısı ile buradan özel güvenlik görevlilerinin dernek, sendika ve siyasi parti üyesi olabileceği sonucu çıkmaktadır. Ancak burada bir istisnai durum olduğunu da belirtmemizde fayda bulunmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere özel güvenlik görevlileri 5188 sayılı yasanın 23. maddesine göre memur sıfatına sahiptirler. Burada kıyasen 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un uygulama alanı bulunduğunu söyleyebiliriz. Nasıl ki devlet memurları kendi yasaları olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 7. maddesi uyarınca siyasi parti üyesi olamayacağı için bir devlet kurumunda çalışan özel güvenlik görevlileri de tarafsız davranmak adına siyasi parti üyesi olamazlar.

Devamını Oku