Özel Güvenlik Görevlisi Olma Şartları

Hukuk kategorisine 4 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 309 defa okundu

Özel Güvenlik Görevlisi

Bilindiği üzere ülkemizde can ve mal güvenliğini korumak için Emniyet ve Jandarma teşkilatları görevlendirilmiştir. Ancak zaman içerisinde bu teşkilatlar artan ve değişen suçlar nedeniyle zamanında suça yetişemez hale gelince bu teşkilatlara yardımcı olması için bir takım çalışmalar yapılmıştır. Sonuç olarak da ilk defa 1981 yılında 2495 sayılı Bazım Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu kanunun çıkarılması ile birlikte özel güvenlik görevlileri kolluk kuvvetlerinin tamamlayıcı unsuru haline gelmiştir. Ancak zaman içerisinde bu kanunun da yetersiz kalması nedeniyle 2004 yılında 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Bir de bu kanunun uygulanmasındaki esas ve usulleri belirlemek için aynı adı taşıyan Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik de yürürlüğe girmiştir.

Bu yasal düzenlemeler ile birlikte özel güvenlik şirketleri, özel güvenlik eğitim okulları, alarm izleme merkezleri ile özel güvenlik birimlerinin kurulması gündeme gelmiş ve nihayetinde de özel güvenlik görevlilerine ihtiyaç duyulmuştur.

Özel güvenlik görevlilerine ihtiyaç duyulması ile birlikte herkes özel güvenlik görevlisi olabilir mi sorusu gündeme gelmiştir!

Cevap yukarıda bahsettiğimiz yasal mevzuatlarda açıkça düzenlenmiştir. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 10. maddesinde özel güvenlik görevlisi olma şartları tek tek düzenlenmiştir.

5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 10. maddesi;

1- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak.

2- Silahsız olarak görev yapacaklar için en az sekiz yıllık ilköğretim veya ortaokul; silahlı olarak görev yapacaklar için en az lise veya dengi okul mezunu olmak.

3- 18 yaşını doldurmuş olmak.

4- 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile;

a. Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak.

b. Affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık ve fuhuş suçlarından mahkûm olmamak.

c. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarından dolayı hakkında devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak.

5- Görevin yapılmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı ile engelli bulunmamak.

6- 14 üncü maddede belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla tamamlamış olmak.

7- Güvenlik soruşturması olumlu olmak.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz şartların tamamının aynı anda ve birlikte özel güvenlik görevlisinde bulunması gerekmektedir. Bir başka anlatımla şartlardan herhangi birisi olmadığı veya kaybedildiği takdirde artık özel güvenlik görevlisi olarak çalışamazsınız. Örnek vermek gerekirse görevin yapılmasına engel olacak şekilde gözün görme yetisinin tamamen kaybedilmesinde artık özel güvenlik görevlisi olma şartı da kaybedildiği için özel güvenlik sektöründe çalışılamaz.


Şimdi bu şartları tek tek inceleyecek olduğumuzda;

  • Uyruk; Özel güvenlik görevlisi olma şartının başında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre Türk vatandaşlığı temelde iki yolla kazanılır. Bunlardan ilki doğumla (soy bağı yolu ile kendiliğinden ve doğum yeri esasına göre kendiliğinden) kazanılan vatandaşlıktır. İkincisi ise sonradan (yetkili makam kararı, evlat edinme ve seçme hakkının kullanılması) kazanılan vatandaşlıktır. Yabancı kişi Türkiye’den özel güvenlik görevlisi olarak çalışamadığı gibi Türk vatandaşlığını kaybetmiş bir kişi de özel güvenlik görevlisi olarak çalışamaz.
  • Eğitim durumu; Burada silahlı ve silahsız olacak olan özel güvenlik görevlilerinde ayrıma gidilmiş, silahlı özel güvenlik görevlilerin eğitim durumunun biraz daha iyi olması gerekir düşüncesi ile en az lise ve dengi okul mezunu olması istenirken silahsız özel güvenlik görevlileri için bu kadar katı olmamakla birlikte en az sekiz yıllık ilköğretim veya ortaokul mezunu olması gerektiği istenmiştir.
  • Yaş; Kanunda da açıkça belirtildiği üzer 18 yaşın doldurulmuş olması gerekmektedir. Bura ayrıca bir hususu da belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz. Kanunda her ne kadar 18 yaşın doldurması gerektiği düzenlenmiş olsa da silahlı özel güvenlik görevlisinin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliği’nin 4. maddesi uyarınca 21 yaşını doldurması gerekmektedir. Aksi halde silahlı yerine silahsız özel güvenlik görevlisi olacaktır.
  • Suç ve Ceza; Suçlar ve bunlara öngörülmüş cezalardan önce konunun aydınlatılması için bir takım kavramların bilinmesi gerekmektedir. İlk olarak kanunda belirtilmiş olan suçların tamamı kasıtlı olarak işlenen suçlardandır. Yani bilerek istenerek işlenen suçlardandır. Taksirle işlenen suçlar ise bilmeden, istemeden, kast unsuru olmadan işlenen suçlar olup özel güvenlik görevlisi olmaya kesinlikle engel değildir. İkinci olarak mahkûmiyet denilince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 223. maddesine göre işlemiş olduğumuz suçun sabit olması gerekmektedir yani almış olduğumuz cezanın kesinleşmesi gerekmektedir. Son olarak da soruşturma ve kovuşturmayı bilmemiz gerekmektedir. Soruşturma, aleyhinize suç duyusunun savcılık veya kolluk birimini ulaşması ile başlayıp iddianamenin düzenlenmesi aşamasına kadar olan dönemi ifade etmektedir. Kovuşturma ise mahkemece iddianamenin kabul edilmesi ile başlayıp nihai kararın verildiği aşamaya kadar olan dönemi ifade etmektedir. Bu temel bilgilerden sonra kanunda düzenlenen suçlara geri dönülecek olunursa;

[4.a.]   Kasıtlı olarak bir suç işler ve 1 yıl ve üzerinde bir mahkûmiyet cezası alınırsa özel güvenlik görevlisi olunamaz. Örnek vermek gerekirse kasten yaralama suçundan dolayı 1 yıl 2 aylık hapis cezası özel güvenlik görevlisi olmaya engeldir.

[4.b.]   Affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık ve fuhuş suçlarından dolayı bu defa ne kadar süre ceza aldığınız hiç önemli değildir. Burada önemli olan tek tek sayılmış olan bu suçlardan herhangi birisinden mahkumiyete karar verilmiş olmasıdır. Örneğin hırsızlık suçundan dolayı isterse 6 ay isterse 2 yıl mahkûmiyet kararı verilmiş olsun önemli değildir, aslolan bu suçu işlediğimizin sabit olmasıdır.

[4.c.]   680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile belki de Anayasa mevzuatına aykırı olabilecek şekilde bir düzenleme yapılmıştır. Zira bugüne kadar bu tür düzenlemelerin tamamında mahkûmiyet kavramı ön plana çıkmış olup soruşturma ve kovuşturmadan bahsedilmemiştir. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi ve 2017 yılbaşı gecesinde bir gece kulübünde yaşanan silahlı saldırı sonucunda tedbir amaçlı olarak haklı nedenle bir yasal değişikliği gidilmek zorunda kalınmıştır. Bu defa Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarından dolayı suç duyurusunda bulunulmuş olması veya bu suçlardan dolayı düzenlenecek olan iddianamenin mahkemece kabul edilmesi ile birlikte artık özel güvenlik görevlisi olma şartı kaybedilmiştir.

  • Sağlık; Görevin yapılmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı ile engelin olmaması istenmiş olup bu durumun tespiti bir doktor raporu sağlanmaktadır. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik gereğince göz, kulak/burun/boğaz, psikiyatri ve nöroloji doktorlarından “özel güvenlik görevlisi olur” ibareli rapor almaları gerekmektedir. Bu durumda bir bacağı diğer bacağından kısa olup yürüme yetisi iyi olmayan bir kişi özel güvenlik görevlisi olamamaktadır.
  • Temel eğitim; Silahlı özel güvenlik görevlisi olmak isteyen adaylar 120 saat, silahsızlar ise 100 saatlik eğitime tabii tutulurlar. Ancak burada iki istisna bulunmaktadır. İlk olarak kolluk ve Milli İstihbarat Teşkilatından (MİT) emekli olanlar veya bu görevlerde 5 yıl çalıştıktan sonra kendi talepleri ile işten ayrılanlar, ikinci olarak da fakülte veya meslek yüksek okullarının güvenlikle ilgili bölümlerinden mezun olanlar (silahlı özel güvenlik görevlisi olmak isterse, silah dersini alması gerekmektedir) kanunda belirtilen temel eğitim şartından muaftırlar.
  • Soruşturma; Kanunun önceki halinde güvenlik soruşturmasının olumlu olması şart olarak sayılmazken 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen yeni bir şarttır. Getirilen bu yeni değişiklik ile birlikte her ilde Valiliklerde oluşturulan Güvenlik İşleri Bürosu’ndan soruşturmaların takibi tek elden yürütülmekteydi. Ancak iş yükünün artması nedeniyle günümüzde güvenlik soruşturmaları emniyet ve jandarma teşkilatları ile yürütülmektedir.
Devamını Oku

Özel Güvenlik Görevlisinin İdari Yasakları Ve Cezaları

Hukuk kategorisine 4 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 2.337 defa okundu

Özel Güvenlik Hukuku

Bilindiği üzere özel güvenlik görevlileri; tıpkı polis ve jandarma personelleri gibi canımızı ve malımızı teslim ettiğimiz kişilerdir. Özel güvenlik görevlileri bu görevlerini yaparken başlarına buyruk hareket edemezler, özel güvenlik görevlilerin tabii olduğu Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunda belirtilen şekilde görevlerini ifa etmek zorundadırlar. Bu kanunun dışına çıktıklarında ya idari ya da adli şekilde bazen de hem idari hem de adli şekilde cezalandırılırlar.

Adli işlemlerde suç duyurusu veya kendiliğinden yapılan araştırma sonucunda savcılık makamınca soruşturma başlatılır. Savcı yürütmüş olduğu soruşturma sonucunda suç işlendiğine dair şüphe duyması ile birlikte bir iddianame hazırlar ve ilgili mahkemeye gönderir, mahkeme ise iddianamenin kabulünden sonra kovuşturmaya başlar. Mahkemece şüphelinin lehine ve aleyhine olan tüm deliller toplanır. Sonuç itibariyle suç işlendiği kanaati oluşması halinde hapis cezası, adli para cezası veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi cezalar verilir. Bu cezalara da özü itibariyle adli ceza denilmektedir.

İdari işlemlerde ise bahse konu olay adli makamlara iletilmemektedir çünkü buradaki olaylar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç sayılan eylemlerden sayılmamıştır dolayısı ile evrensel hukuk kuralları çerçevesinde bu olaya denk gelen bir ceza da bulunmamaktadır. İdari cezaları, adli makamlar dışında ama yine devlete bağlı (Valilikler, belediyeler, SGK vs.) kurumlar vermektedir. İdari cezalara birçok örnek verilebilir. Mesela; uyarma cezası, kınama cezası, idari para cezası, özel güvenlik kimlik kartının iptal edilmesi vs.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz ve özel güvenlik görevlilerinin tabii olduğu 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un idari para cezası veya yaptırım gerektiren fiilleri düzenleyen 20. maddesi 02.01.2017 tarihinde olağanüstü hal kapsamında çıkartılan 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişerek son halini almıştır.

Peki özel güvenlik görevlileri hangi eylemleri nedeniyle hangi idari cezaları alırlar?

1- Bir özel güvenlik görevlisi valilik makamı tarafından kendisine verilen özel güvenlik kimlik kartını başka birisine kullandırırsa ve durum da tespit edilirse 3.000,00 TL. idari para cezası ile cezalandırıldığı gibi aynı zamanda kimlik kartı iptal edilir ve özel güvenlik sicil dosyasına bu durum olumsuz bir şekilde işleneceği için bir daha özel güvenlik alanında çalışamaz. Görüleceği üzere kimlik kartının başkasına kullandırılmasının çok ağır idari sonuçları bulunmaktadır. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da kimlik kartına büyük özen göstermişlerdir. Hatta kimlik kartının düzenlendiği 12. maddeye göre bir özel güvenlik görevlisi görev alanı, görev süresinde olsa bile yakasında kimlik kartı takılı değilse kanunda kendisine tanınan hiçbir yetkisini kullanamayacağını açıkça düzenlemiştir.

2- Bir özel güvenlik görevlisi mülki idare amirinin (ilçelerde kaymakam illerde vali) veya birlikte görev yaptığı genel kolluk amirinin vermiş olduğu emirleri yerine getirmezse ayrıca görevi nedeniyle öğrenmiş olduğu suçu kolluğa (polis, jandarma) bildirmezse kısaca özel güvenlik görevlisi emre itaatsizlik eder ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse 1 yıl süre ile özel güvenlik alanında görev alamazlar, sürenin dolmasından sonra ancak çalışmalarına devam edebilirler.

3- Bir özel güvenlik görevlisi greve katılırsa 6 ay süre ile özel güvenlik alanında görev alamazlar, sürenin dolmasından sonra ancak çalışmalarına devam edebilirler. İş Kanunu kapsamında grev kabaca protesto etmek olup bir işyerinde çalışan işçilerin toplu olarak işi bırakması, işi durdurması veya faaliyete son vermesidir. Görüleceği üzere grev ortamı, işveren açısından özel güvenlik görevlisine en çok ihtiyaç duyulan anlardan birisi olması nedeniyle özel güvenlik görevlilerinin greve katılmaları yasaklanmıştır. Esasında grev Anayasamızın 54. maddesine göre birer hak olmasına rağmen maalesef özel güvenlik görevlilerinin yasağı olarak karşımıza çıkmaktadır.

4- Bir özel güvenlik görevlisi görevi dışında ve üniforması ile birlikte toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılırsa ve bu durum da tespit edilirse kimlik kartı valiliklerce iptal edilir ve kimliği iptal edildiği için de bir daha özel güvenlik alanında faaliyette bulunamaz. Burada kanun bir çerçeve çizmiştir. Özel güvenlik görevlisinin katılacak olduğu bu toplantı ve gösteri yürüyüşleri görevi dışında olması gerekir bir başka anlatımla o saatte ve o yerde o özel güvenlik görevlisi görevli memur olarak çalışıyorsa o özel güvenlik görevlisine toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmasından bahisle herhangi bir ceza verilemez. Diğer bir husus ise özel güvenlik görevlilerinin bu toplantı ve gösteri yürüyüşlerine üniformaları ile katılmaları kıstas alınmıştır dolayısı ile sivil olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmaya herhangi bir engel bulunmamaktadır. Yine toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma Anayasamızın 34. maddesine göre birer hak olmasına rağmen maalesef özel güvenlik görevlilerinin yasağı olarak karşımıza çıkmaktadır.

5- Bir özel güvenlik görevlisi kolluk görevlilerine yani polis ve jandarmanın görevini yapmasına engellemek maksadıyla direnir, cebir kullanır veya onları tehdit ederse, silahını da kanuna aykırı veya görev alanı dışında kullanırsa yine kimlik kartı valiliklerce iptal edilir ve kimliğinin iptal edildiği sicile işlendiği için de bir daha özel güvenlik alanında çalışamaz. Bu kısımda özel güvenlik görevlisinin yasağı olarak belirtilmiş eylemlerin tamamı aynı zamanda adli birer vakadır. Çünkü bu eylemler Türk Ceza Kanununda suç olarak sayılmış ve bu suçlara karşılık gelen cezai müeyyideler düzenlenmiştir. Örneğin görevi yaptırmamak için direnme suçu Türk Ceza Kanunun 265. maddesinde düzenlenmiş olmakla suçun en basit halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını öngörülmektedir.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz yasak eylemlerin gerçekleşmesinin ardından ortaya çıkan, idari para cezası, özel güvenlik kimlik kartının iptal edilmesi cezası, bir daha özel güvenlik alanında çalışmama cezası ya da 6 ay veya 1 yıl boyunca özel güvenlik alanında çalışmama cezası gibi cezaların tamamı mahalli mülki amir tarafından verildiğini de unutmamak gerekir.

Devamını Oku

Toplam Prim Ödeme Gün Sayısı Dilekçesi

SGK kategorisine 4 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 274 defa okundu

Emeklilik prim gün hesabı

SGK Prim Borcu Ödeme

Emeklilik için işe giriş tarihi, çalışılan gün sayısı ve yaş gibi birden çok etkenin sağlanması gerekmektedir. Emekli olmak isteyenlerin emeklilik gün sayılarının hesabı için bulundukları ildeki Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne toplam prim ödeme gün sayısını öğrenmek için dilekçe vererek müracaat etmeleri gerekmektedir.

Yazılan dilekçeye eklemesi gereken bilgiler,

  •  Nüfus cüzdanı arkalı önlü fotokopisi,
  • Askerlik borçlanması var ise Askerlik borçlanma makbuzu

eklemesi gerekmektedir.

Dilekçede daha önce çalıştığınız illeri, TC kimlik numaranızı, sigorta sicil numaranızı ve dilekçenin sonucunun adresinize gelmesi için adres kısmını girerek şu hususların da doldurulması gerekmektedir:

                                                                      Var                         Yok

Erkekler için askerlik borçlanması :

Kadınlar için Doğum borçlanması :

3201 SK. Borçlanma :

SSK Tarım Sigortası :

İsteğe Bağlı Sigorta :

Sigortalının yukarıdaki durumlarından kendilerinde bulunan kısımlar var ise var olanlara X, yok ise yok olanlara X koyarak dilekçelerini doldurmalıdırlar.

Dilekçeyi doldurabilir ve ilgili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne verebilirsiniz.

Devamını Oku

SGK Hizmet Tespit Davası

SGK kategorisine 4 Eylül, 2018 tarihinde eklendi, 504 defa okundu

Kural olarak bir işveren yanında çalıştırmış olduğu işçileri sigortasız olarak çalıştıramaz, çalıştırıldığı takdirde özel kanunlarda düzenlenmiş olan cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalmaktadır.

Peki, işveren yanında çalıştırmış olduğu işçinin sigortasını yapmazsa işçinin ne yapması gerekmektedir?

Böyle bir durumda karşılaşan işçi; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında hizmet tespit davası açması gerekmektedir.

İşçinin, hizmet tespit davası açmasından önce dikkat etmesi gereken bazı durumların varlığı unutulmamalıdır. Bunlar;

  • Öncelikli olarak işveren, yanında çalıştırmış olduğu işçinin çalışmasını kanun ve yönetmeliklerdeki usul ve esaslar doğrultusunda SGK’ya bildirmemiş olması gerekmektedir.
  • İşçinin, sigortalı sayılmayan kişilerden olmaması gerekmektedir. Bunun için de yukarıda belirtmiş olduğumuz 5510 sayılı kanunun 6. maddesine bakmamız gerekmektedir. Kanuna göre sigortalı sayılmayanlardan bazıları işverenin işyerinde ücretsiz çalışan eşi, askerlik hizmetlerini er veya erbaş olarak yapanlar örnek gösterilebilir.
  • İşçinin, gerçekleştirmiş olduğu bu çalışması bir hizmetin karşılığı olmalı ve hizmet ilişkisi de işverene ait olan işyerinde veya eklentilerinde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Hizmet tespit davası açılırken ise bir takım yasal düzenlemelerin olduğunu unutmamız gerekmektedir. Özü itibariyle hizmet tespit davası açılırken 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundan yararlanmamız ve bu kanunlarda belirtilen usul ve esaslara göre hizmet tespit davasını şekillendirmemiz gerekmektedir. Bu kanunlardaki düzenlemelere değinecek olursak;

  • Hukuki yarar; Kanun gereği işçinin bu davayı açmasında hukuki yararının bulunması gerekmektedir. Keza işçinin çalışmış olduğu günler SGK’ya bildirilmediği dolayısı ile bildirilmeyen bu günlerin ileride emeklilik işlemlerine etkisi olacağı için işçinin bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğu peşinen söylenebilir.
  • Zamanaşımı; Kanun ve Yargıtay’ın artık kökleşmiş kararları doğrultusunda bir işçi bu davayı açabilmesi için 5 yıllık süre içerisinde açması gerekmektedir aksi takdirde zamanaşımı nedeniyle dava red edilecektir.
  • Görevli mahkeme; Kanun gereği hizmet tespit davalarında görevlendirilmiş olan mahkeme iş mahkemesidir. Hatta iş mahkemeleri de kendi aralarında sınıflandırılarak sosyal güvenlik mahkemesinin kurulduğu yerlerde bu davalara sosyal güvenlik mahkemeleri bakmaktadır. İş Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar asliye hukuk mahkemelerinde iş mahkemesi sıfatıyla incelenip karar altına alınmaktadır.
  • Yetkili mahkeme; Kanun gereği davalının yani işverenin ikamet ettiği yerde veya hizmet akdinin görüldüğü yerde hizmet tespit davası açılması gerekmektedir.
  • Taraf; Hizmet tespiti davası esasında çekişmeli bir dava türüdür. Bu nedenle de davacısı ve davalısı olmak zorundadır. Bu davaların davacısı yani kendi nam ve hesabına bir şey isteyen veya talep edeni ifade etmekle birlikte SGK kaydının bildirilmemiş olan işçidir. Diğer taraf yani davalı taraf ise işçinin SGK kaybını kanun ve yönetmelik çerçevesinde SGK’ya bildirmeyen işverendir. Ayrıca mevzuatta değişiklik yapılmadan önce SGK’da davalı olarak bu davalarda yer alıyordu. Ancak yapılan son yasal değişiklikle birlikte SGK’ya karşı hasım gösterilemeyecek olup dava ya ihbar edilebilir ya da feri müdahil olabilir.
  • İspat külfeti; Müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka anlatımla iddia sahibi bu iddiasını ispatlamak zorundadır. Hizmet tespit davasında da davacı konumunda olan işçi, bahse konu işyerinde çalıştığını ispat etmesi gerekmektedir.
  • Deliller; Hizmet tespiti davaları hemen hemen her delil ile ispat edilebilir. Bunun için davacı yani işçinin delillerini açıkça belirtmesi gerekmektedir. Ancak bahse konu dava türüne özgü olarak re’sen araştırma ilkesi de söz konusudur. Yani dosyanın hâkimi tarafların bildirmiş olduğu deliller dışında, dosyanın aydınlatılması ilkesinden hareketle başkaca delilleri de toplayabilmektedir. Bu davada kullanılan deliller ise; SGK kayıtları, işverenin kayıtları, esnaf sicil/oda/dernek kayıtları, işçi özlük dosyası, tanık, bilirkişi ve keşif incelemesi ilk akla gelenlerdir. Tabi bunların dışında örneğin davacı işçinin işyerine gelmiş olan resmi bir evrakı teslim almış olması, resmi denetlemeler esnasında tutulan tutanağa imza atmış olması da delil sayılabilir.

Yukarıda anlatımlar ışığında şayet bir işçi, çalışmış olduğu işyerindeki çalışma süreleri SGK’ya bildirilmez ise açacak olduğu hizmet tespit davasında bildirecek olduğu deliller ile de bu durumu ispat etmesi halinde çalışma süreleri tespit ve SGK’ya tescil ettirilmiş olur.

Hizmet tespit davası ile ilgili olarak yukarıda anlatılanların dışında sıkça sorulan sorular şunlardır;

  • Hizmet tespit davasını açarken avukat tutmam zorunlu mudur?

Hayır, hizmet tespit davası açarken bir avukat tutmamız zorunlu değildir. Ancak bu dava teknik bir dava olduğu için bir avukattan hukuki yardım almanız hatta bu davayı bir avukat eşliğinde açmanızda fayda bulunmaktadır. Şayet avukat tutacak ekonomik gücünüz olmaması halinde ve bu durumu ispatlar belgeleriniz olması halinde davanın açılacağı yerde bulunan baro veya baro temsilciliklerine müracaat ederek adli yardımdan yararlanarak kendinize ücretsiz avukat tayin ettirebilirsiniz.

  • Hizmet tespit davasını açarken adliyede herhangi bir ödeme yapacak mıyım?

Evet, hizmet tespit davası açarken maktu harç ve gider avansı ödenmek zorundadır. Bu dava özü itibariyle maktu yani her yıl değişmekle birlikte standart bir ödemeyi ifade etmektedir. Bu harç, alacak verecek davalarından ayrı olarak cüzi rakamlara denk gelmektedir. Gider avansı ise mahkemenin yapacak olduğu tebligatlar ve delillerin toplanılması için yapılacak olan yazışmalar ve bildirecek olduğunuz tanıkların ücretleri için alınmaktadır.

  • Hizmet tespit davasındaki davalı olan gerçek şahıs olan işveren vefat etmiş ise ne yapılmalıdır?

Böyle bir durumda vefat eden işverenin yasal mirasçılarına dava yöneltilerek mirasçılar davaya dâhil edilmelidir.

  • Hizmet tespit davasındaki davalı olan şirket tasfiye halindeyse veya tasfiye edilmiş ise neler yapabilirim?

Böyle bir durumda şayet çalışmış olduğunuz şirket tasfiye halinde ise tasfiye idaresine karşı davayı yönlendirmelisiniz. Ancak tasfiye işlemi tamamlanmış ise bu defa öncelikle şirketin yeniden aktif olabilmesi için tüzel kişiliğin ihyası davası açılması ve bunun sonucuna göre hizmet tespit davasında yol izlenmesi gerekmektedir.

Devamını Oku